Bedri Usta’nın gerçek adı Bedrettin Aydoğdu. Kendi resmi biyografisinde bu şekilde geçiyor; ayrıca Acunmedya Akademi’deki söyleşisinde de kendisi “Bedri Aydoğdu” olarak tanıtılıyor. 

BEDRETTİN AYDOĞDU'NUN İNANILMAZ HAYAT HİKÂYESİ

7 yaşında kebapçılığa başladı, 10 yaşında usta oldu!

Bir çocuk düşünün...

Henüz 7 yaşında.

Oyun oynaması, okula gitmesi, arkadaşlarıyla vakit geçirmesi gereken yaşlarda hayatın ağır sorumluluklarıyla tanışıyor.

Mardin'den Adana'ya gönderiliyor.

Ve belki de o gün başlayan yolculuk, yıllar sonra Türkiye'nin tanıdığı önemli kebap ustalarından birinin hikâyesine dönüşüyor.

Bugün milyonlarca insanın Bedri Usta olarak tanıdığı Bedrettin Aydoğdu'nun hayatı, aslında yalnızca kebap hikâyesi değil.

Yoklukla başlayan...

Çocuk yaşta çalışmayla devam eden...

Sokakta geçirilen gecelerin, seyyar tezgâhların ve yıllarca süren emeğin ardından büyük bir markaya dönüşen bir başarı hikâyesi.

Peki Bedri Usta kim?

Kebapçılığa nasıl başladı?

10 yaşında gerçekten usta mı oldu?

İstanbul'da neden zaman zaman sokakta uyudu?

Ve küçücük bir kebap tablasından restoran zincirine uzanan bu yolculuk nasıl başladı?

Gelin, Bedrettin Aydoğdu'nun sıra dışı hayat hikâyesine birlikte bakalım.


ÇOCUKLUK YILLARI

Bedrettin Aydoğdu, 1970 yılında Mardin'in Altıyol köyünde dünyaya geldi.

Dokuz kardeşli bir ailenin çocuğuydu.

Ancak onun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri henüz 7 yaşındayken yaşandı.

Ailesiyle birlikte Adana'ya gitti.

Kebapçılıkla da burada tanıştı.

Üstelik tesadüfen değil.

Akrabası kebapçıydı.

Kendisinin anlattığına göre eğer akrabası kuyumcu olsaydı belki de bugün kuyumcu olacaktı.

Ama o akrabası kebapçıydı.

Ve Bedrettin Aydoğdu'nun hayatı böylece kebapla şekillenmeye başladı.

7 yaşında mesleğin içine girdi.

Henüz çocuktu.

Ancak kısa süre içerisinde ocağın başında çalışmayı, eti işlemeyi ve kebap hazırlamayı öğrenmeye başladı.

Kendisinin anlattığına göre 10 yaşına geldiğinde artık ustalık seviyesine ulaşmıştı.

Hatta ayağının altına kasalar koyup kebap pişirdiği günlerden bahsediyor.

Yani onun hikâyesinde "çocuk yaşta işe başlamak" ifadesi bile yaşananları tam olarak anlatmaya yetmiyor.

Çünkü o yaşlarda birçok çocuğun hayatında oyun neyse, onun hayatında ocak başı vardı.


10 YAŞINDA İSTANBUL'A GELDİ

Bedrettin Aydoğdu'nun hayatındaki bir diğer büyük dönüm noktası ise 10 yaşında İstanbul'a gelmesi oldu.

Üstelik İstanbul'a ailesiyle birlikte gelmedi.

Tek başına geldi.

Laleli'de iş aramaya başladı.

İlk amacı kebapçı olarak çalışmaktı.

Ancak yaşının çok küçük olması nedeniyle işler düşündüğü kadar kolay değildi.

Bir restoranda kebapçı ustası aranıyordu.

İçeri girdi.

Ancak kendisine işi vermediler.

Ertesi gün aynı yerin önünden geçtiğinde bu kez farklı bir ilan gördü:

Bulaşıkçı aranıyor.

Bedrettin Aydoğdu hemen içeri girdi.

"Bulaşıkçı olarak çalışırım" dedi.

Ama kafasında başka bir plan vardı.

Eğer içerideki usta ayrılırsa, onun yerine geçecekti.

Nitekim öyle de oldu.

Yaklaşık birkaç ay içerisinde ustalığa yükseldi.

Henüz 10 yaşındaydı.


SOKAKTA GEÇEN GECELER

Fakat bu hikâyenin belki de en çarpıcı tarafı burada başlıyor.

Çalışıyordu ama kalacak bir evi yoktu.

İstanbul'da ailesi yoktu.

Parasının tamamı bir ev tutmaya yetmiyordu.

Bu nedenle zaman zaman çalıştığı dükkânda uyudu.

Zaman zaman ise sokakta kaldı.

Taksim, Laleli ve çevresinde gecelerini geçirdiğini anlatıyor.

Sabah olduğunda ise tekrar işe gidiyordu.

Bir tarafta çocukluk...

Diğer tarafta hayatta kalma mücadelesi.

Ve bütün bunlar olurken ocağın başında mesleğini öğrenmeye devam ediyordu.


AİLESİ ONU TELEVİZYONDAN BULDU

Bir gün hayatını değiştiren başka bir olay yaşandı.

Bedrettin Aydoğdu'nun televizyona çıktığı bir röportaj yayınlandı.

Ailesi onu televizyonda gördü.

Ve İstanbul'a geldi.

Çocuklarının nerede olduğunu bilmiyorlardı.

Televizyonda görünce onu buldular.

Ancak ilginç bir ayrıntı daha vardı.

Ailesi geldiğinde Bedrettin Aydoğdu'nun biriktirdiği parayı da gördü.

Ve onun hayatına devam etmesine izin verdiler.

Bu noktadan sonra Bedrettin Aydoğdu'nun hayatında yeni bir dönem başladı.


14 YAŞINDA KENDİ KEBAP TEZGÂHI

Henüz 14 yaşındayken artık kendi işini kurmaya karar verdi.

Bir tablası vardı.

Mangalını aldı.

Kömürü borç aldı.

Şişleri temin etti.

Ve Adana'da kendi kebabını satmaya başladı.

Ancak ortada büyük bir sermaye yoktu.

Hatta neredeyse hiç sermayesi yoktu.

Müşteri geldiğinde kebabın malzemesini bile o müşterinin ödediği parayla temin ediyordu.

Et...

Domates...

Ekmek...

Hepsi satıştan sonra karşılanıyordu.

Yani bugünkü anlamıyla büyük bir işletmenin temelleri, aslında son derece küçük bir seyyar tezgâhın üzerinde atıldı.


"BEN PATRON DEĞİLİM, İŞVERENİM"

Yıllar geçti.

Bedrettin Aydoğdu kendi restoranlarını kurmaya başladı.

Ancak çalışma alışkanlığından hiç vazgeçmedi.

Kendisinin anlatımına göre yıllardır kendi işletmesinin başında.

Sabah dükkâna ilk gelenlerden biri.

Ve çoğu zaman çalışanlarından önce işinin başında.

Hatta hayatı boyunca çok az uyuduğunu söylüyor.

Çalışmak onun için yalnızca para kazanmak değil.

Adeta yaşam biçimi.

Bu nedenle kendisini "patron" olarak tanımlamak yerine "işveren" kelimesini kullanmayı tercih ediyor.


USTALIK SADECE KEBAP YAPMAK DEĞİL

Bedri Usta'nın hikâyesindeki en önemli konulardan biri de yetiştirdiği ustalar.

Yıllar boyunca yanında çalışan birçok çırak, zaman içerisinde kendi işletmesini açtı.

Kimi kendi kebapçı dükkânını kurdu.

Kimi başka bir şehirde restoran açtı.

Bedri Usta ise bundan rahatsız olmak yerine mutlu olduğunu söylüyor.

Çünkü ona göre bir ustanın en büyük mirası dükkânı değil, yetiştirdiği insanlardır.

Bugün onun yanında yetişen birçok kişinin kendi işletmesinin olması da bu anlayışın sonucu.


"USTA, ÇIRAK YETİŞTİRİR"

Bedri Usta'nın özellikle üzerinde durduğu konulardan biri de çıraklık kültürünün giderek kaybolması.

Ona göre bugün gençlerin yalnızca okul eğitimiyle iyi bir usta olması mümkün değil.

Okumak elbette önemli.

Ancak bir mesleğin mutfağını öğrenmek için o işin içerisinde bulunmak gerekiyor.

Bu nedenle gençlere şu mesajı veriyor:

Okulunu bitir.

Ama sonrasında sahaya çık.

Bir ustanın yanında çalış.

Mesleğin mutfağını öğren.

Çünkü gerçek ustalık sadece kitaplardan öğrenilmiyor.


"BEN ÜNLÜ DEĞİLİM, KEBAPÇIYIM"

Bedri Usta'nın dikkat çeken özelliklerinden biri de kendisini ünlü olarak görmemesi.

Sosyal medyada milyonlarca insan tarafından tanınsa bile kendisini bir sanatçı veya magazin figürü olarak değil, kebapçı olarak tanımlıyor.

Hatta kendisini takip eden insanları takip etmek konusunda da oldukça farklı bir düşüncesi var.

"Ben onu neden takip etmeyeyim?" diye düşünüyor.

Çünkü onun gözünde müşterisiyle arasında bir üstünlük ilişkisi yok.

Bir insan onu takip ediyorsa, o insanın da değerli olduğunu düşünüyor.

Mesaj atanlara cevap vermeye çalışıyor.

Restorana gelen müşterilerle ilgileniyor.

Ve tanısın ya da tanımasın, masalara gidip "Hoş geldiniz" demeyi önemsiyor.


"HERKESİN İYİSİ VARDIR"

Bedri Usta'nın dikkat çeken bir başka sözü de "En iyi benim" anlayışına karşı olması.

Ona göre herhangi bir meslektaşının çıkıp "Ben en iyiyim" demesi doğru değil.

Çünkü her zaman daha iyi bir usta olabilir.

Hatta kendisinin söylediği gibi, henüz keşfedilmemiş çok sayıda iyi kebap ustası var.

Belki onların şansı yaver gitmedi.

Belki seslerini duyuramadılar.

Belki sosyal medyada görünür olmadılar.

Ama bu onların kötü usta olduğu anlamına gelmiyor.

Bu yaklaşım aslında Bedri Usta'nın mesleğe bakışını da özetliyor:

Ustalık sadece görünür olmak değil, yıllarca emek vermek.


DENİZİ BİLE TATİL İÇİN GÖRMEDİ

Bedrettin Aydoğdu'nun hayatındaki ilginç ayrıntılardan biri de çalışmaya olan bağlılığı.

Röportajda kendisine tatil ve deniz hayatı sorulduğunda, yıllarca tatile gitmediğini ve denize girmediğini anlatıyor.

Çünkü çocukluğundan itibaren hayatı çalışmakla geçmiş.

Kendi ifadesiyle onun için en büyük tatil bile çalışmak.

Bu söz, aslında hayatının büyük bölümünü nasıl geçirdiğini anlatıyor.


ÇOCUKLARI DA KEBAPÇI OLDU

Bedri Usta'nın çocukları da babalarının mesleğini yakından tanıyor.

Röportajda çocuklarının üniversite mezunu olduğunu ve aynı zamanda kebapçılık yaptıklarını anlatıyor.

Yani meslek yalnızca onun hayatında değil, ailesinin hayatında da önemli bir yere sahip.

Ancak Bedri Usta'nın hikâyesinin başından bugüne baktığımızda büyük değişim açıkça görülüyor.

Bir zamanlar sokakta uyuyan...

Borç aldığı kömürle kebap satan...

Müşteriden aldığı parayla malzeme alan bir çocuk...

Yıllar sonra büyük bir restoran markasının sahibi oluyor.


SEYYAR TABLADAN MARKAYA

Belki de bu hikâyenin en güzel tarafı burada.

Bugün Bedri Usta adıyla bilinen restoranların arkasında, yıllar önce Adana'da küçük bir tabla vardı.

Ne büyük sermaye vardı...

Ne büyük bir restoran...

Ne de hazır bir müşteri kitlesi.

Sadece bir mangal, birkaç şiş, biraz kömür ve çalışmaya kararlı bir çocuk vardı.

Gerisi yıllar içerisinde geldi.

Bedrettin Aydoğdu'nun resmi biyografisinde de hikâyesi Mardin'den Adana'ya, ardından İstanbul'a uzanan bir yolculuk olarak anlatılıyor. Bugün Bedri Usta markası bir restoran zincirine dönüşmüş durumda. 

Bedrettin Aydoğdu'nun hikâyesine baktığımızda aslında sadece bir kebapçının hayatını görmüyoruz.

Bir çocuğun...

Yoklukla mücadele eden bir gencin...

Mesleğini öğrenmek için yıllarca çalışan bir ustanın...

Ve sonunda kendi markasını oluşturan bir girişimcinin hikâyesini görüyoruz.

7 yaşında başladı.

10 yaşında ustalığı öğrendi.

14 yaşında kendi kebap tezgâhını kurdu.

Yıllarca çalıştı.

Çırak yetiştirdi.

Kendi restoranlarını büyüttü.

Ve bugün milyonlarca kişinin tanıdığı Bedri Usta haline geldi.

Belki de bu hikâyenin en önemli tarafı şu:

Başarı bazen büyük bir sermayeyle değil, küçücük bir başlangıçla ortaya çıkıyor.

Bir çocuk...

Bir mangal...

Bir avuç kömür...

Ve vazgeçmeyen bir insan.

İşte Bedrettin Aydoğdu'nun hikâyesi böyle başladı.

Siz Bedri Usta'nın hayat hikâyesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yorumlarda görüşlerinizi yazmayı ve videoyu beğenmeyi unutmayın.

Bir sonraki videoda görüşmek üzere.